Eyvah! Çocukluğum Köşeye Sıkıştı.

1984 kuşağı olarak bizler ne kadar şanslıydık. Okul çıkışı saat 3 ten akşam hava kararıncaya kadar 8’e kadar 5 saat kesintisiz sokaklarda oyun oynardık. Üzerimizdeki bütün enerjiyi atar, rahatlamış bir şekilde evlerimize girerdik. Akşam yemeğinden sonra ödevleri yapar akşam 8 de televizyonların karşısına kitlenirdik. Gece saat 10’a kadar 2 saat diziler izler sonra uyurduk.

Reha muhtarla haber bülteni izler, Sadettin Teksoy’la esrarengiz olaylar çözülür, Olacak o kadarla güler eğlenirdik. İnce ince yasemince ile İtilmiş ve kakılmışı, Sürahi hanımı, yaramaz Alican’ı izlerdik. Mahallenin muhtarları dizisi ile kendimizden geçerdik. Öyle çok reklam da yoktu. Bisküvi reklamlarında bisküvi denilince akla hemen onun adı gelir Eti Eti Eti reklamlarını nasıl unuturuz.

Şimdiki yeni nesle bakıyorum ve üzülüyorum. Bizim yaşadığımız bu güzelliklerin hepsinden mahrum kaldılar. Şimdilerde herkes bu yeni nesle bakıp  bunlar ne kadar şanslı, her şeyin bol olduğu bir dönemdeler, teknolojik cihazlar tabletler, akıllı telefonlar her şey önlerinde. Yine de mutlu olmayı bilmiyorlar diyoruz. İşte asıl sorun da bu değil mi? Teknoloji çevrelerini bu kadar sarmışken şu bizim yaşadığımız güzel şeyleri nasıl yaşasınlar. Bize de bu imkanlar verilseydi, biz de bu dönemde yaşasaydık, o dönemde yaşadığımız güzelliklerden biz de mahrum kalırız.

İlkokul yıllarımda öğretmenimiz bize 1 top verir 20 çocuk 1 topla oyunlar oynardık. Şimdi 20 öğrenciye 4 top veriyorsun yine kavga edip anlaşamıyorlar. Her öğrenciye 1 top vermeniz gerekiyor. Her öğrenci kendi kuralını kendisi koymak istiyor. Geçimsizlik çok fazla yaşanıyor. Her öğrenci her şeyin kendi istediği gibi olmasını istiyor. Teknoloji bağımlısı çocuklar bir araya gelmediği için anlaşmak, uyum sağlamak, arkadaş olmak, idare etmek, alttan almak, kurallara uymak, ortama uyum sağlamak gibi meziyetlerden yoksun büyümektedir.

Yeni nesil annelerde çocuk yeter ki sussun, bize sorun çıkarmasın, bir köşede saatlerce sessiz uslu bir şekilde dursun diye çocukların eline tablet ve akıllı telefonları vermektedir. Kontrolsüz bir şekilde verilen bu cihazlar çocuklarımızın çocukluğunu, ruhunu, psikolojisini, sağlığını, zamanını, çocuksu ruhunu yok ediyor. Saatlerce youtobe takılıp orada ne olduğu belirsiz videoları izliyorlar. Yaşına, cinsiyetine, gelişimine uygun olmayan videolar ile iç dünyasında bilinmedik korkular besliyorlar.

Çocuğun dışarı çıkıp üstünü kirleteceğine, komşunun çocuğu ile kavga edeceğine, akşama kadar sokakta yorulacağına evde otusun tabletiyle, akıllı telefonuyla oynasın daha iyi diyen anne ve baba sayımız hiç de az değil. Bırakın çocuğunuz dışarı çıksın oynasın ve üstünü kirletsin. Evde çamaşır makineniz yok mu o ne diye çalışıyor? Bırakın çocuğunuz komşunun çocuğu ile kavga etsin. Hakkını savunmayı, kendini korumayı öğrensin. Çocuklar bugün kavga eder yarın barışırlar. Hayatta hiçbir şey güllük gülistanlık değil ki. Kavga edip barışacaklar ki dostlukları pekişsin. Bir ilişki sürekli iyi gidiyorsa ve hiçbir kavga gürültü yoksa o ilişki sorunludur. Çünkü o ilişkide sorunlar demek ki hep içe atılıyor, gün yüzüne çıkmıyor demektir. Çocuğunuz bırakın sokakta oynasın, üzerindeki negatif enerjiyi atıp rahatlasın. Rahatlasın ki akşam olunca kendisini dersine verebilsin.

Kim ne derse desin biz çok şanslı bir nesildik. Çocukluğumuz apartman aralarına sıkışmadı. Oyunlar oynadık, çocukluğumuzu yaşadık. Uçurtmalar uçurduk, gazoz kapaklarından fırfırlar yaptık, misket ile beş yalak oynadık, topla 7 kuleler, 12 paslar, istoplar oynadık. Komşumuzun çocukları ile iyi vakitler geçirdik. Metin2ler, Puboplar, Tiktoklar, youtube, facebook, instagram, twitter yoktu bizim çağımızda. İyi ki de yoktu. Olsaydı bizim çocukluğumuzu da ele geçirir yaşadığımız güzel duygulardan bizi mahrum bırakırdı.

Makale Yazarı: Emrah Berber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir