‘Çocuklar oyun kuramıyor’

Okullarda kullanımı yasak olduğu için cep telefonlarından uzak kaldıkları zaman ise teneffüslerde ne yapacaklarını, arkadaşlarıyla ne oynayacaklarını bilemiyorlar. Eğitimciler ve uzmanlar teknolojik aletlerle giderek daha fazla haşır neşir olan çocukların geleneksel oyunlardan uzaklaştığı ve sosyal yeteneklerinin farklı bir alana kaydığı görüşünde.

İlkokul öğretmeni Ayfer Karaarslan öğrencileriyle ilgili gözlemlerini şöyle aktarıyor: “Teneffüslerde, serbest zamanlarda çocuklar ne yapacaklarını bilmiyorlar ve geleneksel çocuk oyunlarından uzaklar. Bir arada boş kaldıklarında oyun kurmadıklarını fark ediyorum. Erkekler genelde top peşinde koşuyorlar, kız öğrencilerin ise gözdesi kırtasiyelerde ya da teknoloji mağazalarında satılan yeni nesil oyuncaklar.
Geleneksel oyunlara yönlendirmek ve teşvik etmek için geri dönüşüm noktasındaki plastik şişe kapaklarını kullanarak 3 taş 5 taş öğretmeye çalıştım. Benim rehberliğimde ilgilerini çekti ancak serbest kaldıklarında kimse oynamadı.

OYUN BİLMEDİKLERİ İÇİN MUTSUZLAR
Bir başka ilkokul öğretmeni Hülya Gergin ise çocukların enerji harcama ihtiyaçlarını amaçsızca koşturarak karşılamaya çalıştıklarını söyleyerek, “önceki nesil olarak kendi çocukluk dönemimize baktığımızda bizler birlikte vakit geçirir, oyunlar kurar, kimseyi de dışarıda bırakmazdık. Şimdiki çocuklar amaçsız bir şekilde sadece koşuyorlar, birlikte oyun oynamayı bilmiyorlar Oysa ki oyun insanı mutlu eder, şimdiki çocuklar oyun bilmedikleri için mutsuzlar. Zaman zaman sınıfça oyun kurup çocuklara rehberlik ediyorum ve orada çok eğlendiklerini görüyorum. Ama yalnız kaldıklarında bunu sürdüremiyorlar” diyor.

ÇOCUK, OYUNLA KENDİNİ BULUR
Geleneksel oyunların çocuk gelişimindeki olumlu etkisi bilinen bir gerçek. “Günümüzde artık çocuklar oyun oynamayı bilmiyor, bu konuda ciddi bir çoraklık var” diyen Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Memduh Sami Taner ise oyunun çocuk için önemini şöyle anlatıyor: Her coğrafyanın kendi gelenekleri ve uzun yaşam deneyimlerinden süzülmüş oyun kültürü vardır. Bu kültür sayesinde birey çevresindeki riskleri, hayatı, üretmeyi öğreten tecrübeleri deneyimler. Üzüntü, sevinç, rekabet gibi birçok duygunun oyunlarda iz düşümünü görebiliriz. Oyunlar, plan kurma, grupla hareket etme, risk alma, liderlik, özgüven, bireysel başarı hazzı gibi müthiş yaşam becerileri sağlar. Örneğin yakalamaca oynayan bir çocuk arkadaşından kaçmak için bir strateji geliştirir. Aynı zamanda bedensel becerilerinin farkına varır. Fiziksel kapasitesini tanırken aynı zamanda kendisini diğer oyun arkadaşlarıyla kıyaslar. Bu kıyasta geri kalmamak için kendine hedefler koyar ve başarılı olmak için uğraşır. Bu farkındalık çocukta daha fazla şey başarma isteği uyandırır.

OYUN, ÖĞRENİRKEN DOĞAN STRESTEN KURTARIR
Oyun çocuğun en doğal hakkı ve zihinsel gelişim için olmazsa olmaz bir enstrümandır. Okulda yeni bir şeyler öğrenmek kolay değildir ve çocuğu zorlayan bir süreçtir, zihni ferahlatmanın yolu da oyundur. Oyun aktiviteleri sırasında mutluluk veren birçok hormon salgılanır. Bu nedenle oyun çocuğun fiziksel, zihinsel gelişimi ve stresten arınması için oldukça önemli bir terapidir ve çocuklar buna içgüdüsel olarak ihtiyaç duyar.

“BİLGİSAYAR OYUNLARI ZİHİN UYUŞTURUYOR”
Çocuğun oyun bilgisi çevresiyle kurduğu ilişkinin gücüne bağlıdır. Bir çocuk sokağa çıkıyorsa, arkadaşları varsa ve bunu teşvik eden bir anne babası varsa o çocuğun oyun bilgisi ve iletişim kültürü gelişir. Sosyal şartlar ve güvenlik algısı nedeniyle müdahaleci anne-baba sayısı arttı. Teknoloji de çocuğu sokak oyunlarından uzaklaştırdı. Bu durumlar çocuğun hayattan tat almasına engel olur hale geldi. Konsol oyunları belki onlara keyif veriyor ama oturarak oynadıkları, sadece gözlerin hareket ettiği ve amacın genelde ateş edip bir şeyi yıkmak ve yok etmek olduğu bu oyunların çocuklara pek bir faydası yok. Aksine hareketsiz kalıyorlar ve zihinleri uyuşuyor. Anne ve babaların bu konuda dikkatli olması ve çocuklarını arkadaşlarıyla sokakta olmaya teşvik etmesi gerekiyor.